Semptomun Ötesinde Bir Alan Kurmak
Klinik, kuram ve insan deneyiminin kesişiminde bir düşünce zemini
Bazı fikirler bir makale olarak doğmaz.
Bir araştırma projesi olarak da başlamaz.
Sessizce birikirler.
Yıllar boyunca terapi odasında, bir danışanın duraksamasında, söylenmeyen bir cümlenin gölgesinde, bazen bir manik taşkınlığın ardından gelen çöküşte birikirler. Klinik deneyim ile akademik üretim arasındaki boşlukta, teori ile uygulama arasındaki mesafede, insanın kırılganlığı ile bilimin dili arasındaki gerilimde birikirler.
Bir enstitü bazen tam da bu birikimden doğar.

Ruh sağlığı alanında bilgi üretiliyor. Araştırmalar yapılıyor, veriler toplanıyor, yöntemler geliştiriliyor. Ancak çoğu zaman bu bilgi ya akademik metinlerin içinde kalıyor ya da klinik pratiğin gündelik yoğunluğu içinde görünmezleşiyor. Oysa sahada çalışan herkes bilir ki teori ile klinik, bilim ile insan deneyimi, veri ile duygulanım birbirinden ayrı değildir.
Bir danışanın yaşadığı kriz yalnızca biyolojik bir süreç değildir. Aynı zamanda toplumsal, ilişkisel ve simgesel bir bağlamın içinden geçer. İşlevselliğin kaybı yalnızca bir semptom değildir; mesleki kimliğin, öz-değer algısının ve içselleştirilmiş damgalamanın da etkilediği bir süreçtir. Bu karmaşıklık tek bir perspektifle açıklanamaz.
MoodƎra Enstitüsü, tam da bu kesişim noktasında doğdu.
Bir enstitü kurma fikri daha fazla hizmet sunma arzusundan değil, bir düşünce alanı açma ihtiyacından doğdu. Psikopatoloji bilgisinin derinleştiği, sosyal bilişin yalnızca bir kavram değil bir uygulama alanı olduğu, psikanalitik düşüncenin klinik karar süreçlerine nüfuz ettiği bir alan ihtiyacı vardı.
Burada bilim duygudan uzak değildir.
Ve duygu bilimden kopuk değildir.
Psikanalitik kuram bize insanın söylediği kadar söylemediğinin de önemli olduğunu hatırlatır. Klinik psikoloji ise müdahalenin yapılandırılmış ve izlenebilir olması gerektiğini söyler. Akademi veriyi sunar; klinik ise verinin insandaki karşılığını gösterir. Bu üç hat birbirini dışlamaz. Aksine, birbirini tamamlar.
Semptomu yalnızca azaltılması gereken bir belirti olarak görmek eksiktir.
Semptomu romantize etmek ise sorumsuzluktur.
Semptomu anlamdan koparmak insanı eksiltir; anlamı müdahaleden koparmak ise süreci yarım bırakır.
Bu nedenle bir alan kurmak gerekiyordu.
Semptomun ötesine bakabilen ama semptomu ciddiye alan bir alan.
Toplumsal olarak ruh sağlığı ya aşırı medikalize edilmekte ya da yüzeysel bir iyilik hali söylemine indirgenmektedir. Oysa insan zihni çok katmanlıdır. Bipolar bozukluk bir yaratıcı deha miti değildir; ama yalnızca nörokimyasal bir bozukluk olarak da ele alınamaz. Depresyon yalnızca mutsuzluk değildir; ama bir kimlik de değildir. İyileşme tek bir müdahale ile değil, ilişki, bilgi ve zamanla şekillenir.
MoodƎra bu çok katmanlılığı görünür kılmak için kuruldu.
Konuk konuşmacılarla disiplinler arası diyaloğun kurulduğu, okuma gruplarıyla düşüncenin derinleştiği, grup terapileriyle sosyal bilişin güçlendiği, yazılarla zihinsel alanın genişlediği bir yapı hayal ettim. Klinik uygulama ile akademik üretim arasındaki mesafeyi azaltan, ruh sağlığını bireysel olduğu kadar toplumsal bir mesele olarak da düşünen bir zemin.
Bir enstitü yalnızca bir mekân değildir.
Bir düşünme biçimidir.
Burada amaç yalnızca semptom azaltmak değil; işlevselliği, ilişkiselliği ve öznel anlamı birlikte ele almaktır. Psikopatolojiyi yalnızca bir tanı kategorisi değil, insan deneyiminin karmaşık ve çoğu zaman sessiz bir ifadesi olarak değerlendirmektir.
Bir danışanın “ilk kez anlaşıldım” dediği yerde, bir öğrencinin “kuram şimdi yerine oturdu” dediği anda, bir okurun “kendimle ilgili bir şey fark ettim” dediği satırda aynı şey olur.
Bir alan kurulur.
Ve belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey tam olarak budur.
Semptomun ötesine bakabilen ama insanı asla gözden çıkarmayan bir zemin.
Dr. Zeynep Anaforoğlu Bıkmaz
Klinik
